Kelimeler: geldiğini

Geldiğini kelimesi cümle içinde nasıl kullanılır?


1. Onu müthiş göreceği geldiğini hissediyordu.


2. Senin geldiğini duysa aşağı inerdi!


3. Bir akşam Yusuf bunların nereden geldiğini sordu.


4. Ben halbuki karısı oldum olalı gözünden yaş geldiğini görmemiştim.


5. Kaymakam ne yapmak lazım geldiğini düşünmek için bir müddet sustu.


6. Kendi evlerinin sokağını dönünce, öteki köşeden Yusuf un geldiğini görmüştü.


7. Ne yapmak için geldiğini, Muazzezde ne konuşacağını bir türlü hatırlayamıyordu.


8. Yakın komşularda olsalar muhakkak Yusuf un geldiğini mahalle çocuklarından duyup gelirlerdi.


9. Bugün her şeyin başka bir çehre alacağını, bir şeyler olması lazım geldiğini seziyor, fakat sarih ve kati hiçbir şey düşünemiyordu.


10. Zaten Yusuf, senelerden beri hiç kimseye karşı kalbinde muhabbet beslemiyor ve bir insanı sevebilmesi için ona hayran olması lazım geldiğini anlıyordu.


11. Kaymakam Salâhattin Beye üzüntülü günleri atlattıktan sonra geldiğini söylediğimiz gevşeklik geçici bir şey değildi ve günden güne artıyordu: Kendisinde kalp hastalığı başlamıştı.


12. Kendisinin dünyaya bir iş için geldiğini müphem bir şekilde hissediyor, fakat bu işin ne olduğunu bilmiyor ve etrafında kendisine Bu benim işim!


13. İnsan güneşte incirin sütünün ve usaresinin tebahhur ettiğini ve bu kokunun oradan geldiğini sanıyor ve nefes aldıkça burun delikleri sanki yapış yapış oluyordu.


14. Bu saatlerin bir daha geri gelmeyeceğini, karanlık bir his, ikisine birden tekrar edip duruyor ve aynı zamanda, saadetlerinin gölge siz olması için, dimağlarının bu andan başka hiçbir şeyle meşgul olmaması lazım geldiğini onlara fısıldıyordu.


15. Kadın, birkaç kelime ile, bir zaptiye başçavuşunun karısı olduğunu, kocası ile buraya geldiğini, sonra kocasının bir orospu ile kaçarak bunları yüzüstü bıraktığını, şimdi orospuyu da bırakan herifin Manyas taraflarında tütün kaçakçılığı ettiğini, fakat bunları hiç aramadığını anlattı.


16. Kadın dedikleri şey hakkında hiçbir fikri olmayan delikanlı, karısına insanların üstünde bir mahiyet veriyor, kalbinde günden güne kuvvetlenen bir aşkı adeta dini bir his gibi tefsir ediyor ve bütün düşünce ve hareketlerinin bu mihver etrafında dönmesi lazım geldiğini hissediyordu.